17 Nisan 2012 Salı

Yönetim Taraftar Futbolcu El Ele... Hep Birlikte Zafere!

Bazı eylemler vardır ki hiçbir şart altında makul ve mazur göremezsin. Peşin peşin söyleyeyim taraftarın yeri tribündür. Tepkisini oradan verir çok kızarsa da küfrünü oradan eder. Kararını beğenmediği hakeme, yerde yatan futbolcuya kızıp sahaya inemez.
Durum bu ve bu şartlarda bugün en kolay şey Beşiktaş tribünlerine sallamak. Gerçek bir aptalın aklı ve aymazlığıyla "tinerciler, bunlar hep böyle zaten, anca yalandan şov yapsınlar" diyenlerin mutlu mesut olduğu zamanlar bir süre daha devam eder ama ben kendimce dün geceki cinneti okumaya çalışayım.
Kafam basarak izlediğim ilk şampiyonluk 100.yıl şampiyonluğu. O günün, o sevincin ertesi günü bir laf duymuştum yayıncı kuruluşun "baron"undan, "Beşiktaş'ı üçüncü sayfadan birinci sayfaya çıkardı Serdar Bilgili. Bu çok önemli." diyordu. Pek anlayamadım. Üzerinde de durmadım ama hafızam iyidir yeri geldikçe hatırlarım, bu kalıbı ikinci kez Demirören'in ağzından duyunca hatırladım o günü.
Demirören'in 8 senelik işgal dönemini de bu cümleyle özetleyebiliriz. Kendince birinci sayfaya çıkma yöntemlerini aradı. Önce iyi niyetli olduğuna inanılacak kadar saf ve beceriksiz transferle aradı başarıyı. Ardından çığırından çıktı ve kulübün, taraftarın yapısıyla babasının aldığı bir oyuncakla oynar gibi oynadı.
An geldi Galatasaray'ın şampiyonluğuna dilendi utanmadan, an geldi geleceğimiz ve geleneğimiz olan altyapımızı harcadı bir çırpıda. Utanmadı Metin-Ali-Feyyaz'ın Ali'sini Sinan Engin gibi biri için harcadı. Yetmedi kendi taraftarını dövdürdü. Takımın transferlerini nasıl ilişkiler içinde olduğu tam olarak aydınlanmamış olan Mendes'e bırakmasıyla da ekonomik olarak çöküşümüzü tamamladı. Buna rağmen ülke futbolunun patronu, iki gazete sahibi ve Taksim'in göbeğinde bir alışveriş merkezi kattı servetine. Kimse de "ama Demirören iyi niyetli" diyemez artık.
Bu süreçte Beşiktaş taraftarı bir o yana bir bu yana savruldu. Dün geceden beri konuşuluyor ama tekrar etmekte yarar var. BİZ KİMSENİN KARDEŞİ DEĞİLİZ. KİMSE DE BİZİM KARDEŞİMİZ DEĞİL. Dün sahadaki takımın bir hedefi yoktu ama tribün şuursuz başkanı tarafından "kardeş" ilan edildiği "düşman"ı yenmeyi hedefliyordu. Aynı havayı Kadıköy deplasmanında da görmek mümkündü. Kapıları kırıp rakibin üzerine yürümek, o kadar gaz yemiş ve takımı mağlupken pankartını yakıp, omuz omuza girip "GÜCÜNE GÜÇ KATMAYA GELDİK" diye gürlemek her zaman görülecek türden standart tepkiler değil. Hatta denilebilir ki uçlarda verilmiş reaksiyonlar bunlar.
Dün İnönü'deki cinneti en iyi özetleyecek sahne sahaya ilk giren kişinin kim olduğudur. Kendisi malum Denizli maçında, muhalifleri dövsün diye Demirören'den bilet alan grubun abisi ve bugün Demirören'in hakemini dövmek için üzerine yürüyor. O kişiyi biraz tanıyan bilir ki hakeme ulaşsa yaşanacakları unutmamız yıllar alırdı.
Bu tribün dün de belli etti ki oynanacak bir yapı değil. Yılların birikimine bu senenin başından daha doğrusu "3 Temmuz'dan bu yana gelişen süreç" de eklenince büyük bir facianın eşiğinden dönüldü.
Çakma anarşist diye makara yapanlar da hak aramanın en anarşist halini İnönü'de gördü.
Ayarıyla bu kadar oynanmış bir topluluğa, kendi için değil de farklı renklere "temiz"liğini ispat etmek için kazanmak zorunda olacağı 4 derbi verirsen ve bu takım sahada inanılmaz derecede güçsüzse bunlar yaşanır. Keşke yaşanmasa ama yaşanır. Sosyoloji bu, kolay kolay şaşırtmaz.
Beşiktaş'ın yeni yönetimine düşen en önemli görevlerden biri, taraftarın bir kısmı üzerinde oluşturulan büyüklük ve temizlik komplekslerini yıkmaktır. Evet en büyük stat onların, bizden bir hayli fazla taraftarları da var. Dedikleri gibi olsun cinsel organları hepimizinkinden büyük. Biz tanımının kim tarafından yapıldığı belli olmayan büyüklerden değil Beşiktaş olmalıyız. Kimseye temizliğimizi anlatacak halimiz yok. Biz bizi biliyoruz. 
O pankartın yeniden açılmasının tam zamanı: "Yönetim, Futbolcu, Taraftar El Ele... Hep Beraber Zafere!"
Haydi kalkalım ayağa. Yürüyelim Güneş'e!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder