5 Kasım 2011 Cumartesi

Esas Değişim Kafada

20 Ekim günü Kiev deplasmanından önce yazdığım son post hala burada duruyor. Takım hiç umut vermiyordu o gün. 5 yiyebileceğimiz bir maçı tipik bir Beşiktaş golüyle kaybetmiştik. İşin komik tarafı o gün sahadaki takım bir Beşiktaş takımı olmanın çok uzağındaydı. Mücadele gücü düşük, kırılgan bir oyuncu topluluğu. Birlikte oynayamıyorduk, camianın içine saplandığı yıldız fetişinin etkileri sahadaki oyuncularda bile gözüküyordu. Onları Beşiktaş'a getiren yeteneklerini unutmuş, topu Quaresma ya da Simao'nun ayağına teslim edip şapkadan çıkacak tavşanı bekleyen 9 kişi, geçen senenin çok uzağındaki Simao ve bildiğimiz Quaresma.
O takım Kiev deplasmanında ironik bir şekilde tipik "Beşiktaş golüyle" kaybetti ve o günden sonra oynadığı her maçı gerçekten Beşiktaş gibi oynadı. Evet çok iyi oynamadı ama o günden sonra oynanan 4 maçta alınan 3 galibiyet ve 88. dakikada yenilen golle berabere biten bir derbi var elimizde. Değişenin ise sonuçlar olmadığı açık. Kayseri maçını kayberken oyun anlamında belki de son 4-5 yılın en kötü oyununu oynamıştı Beşiktaş. O gün 10 puan verseler önemli değildi bugünse Fenerbahçe'nin yenilmesiyle puan durumuna bakıyorum, Galatasaray kaybetsin diye televizyonun başına geçiyorum.
Değişimin nedeniyle ilgili tespit gerektiren bir durum yok zira her şey gün gibi meydanda. Hilbert ve Fabian'ın mücadelesinin, emeğinin takıma katkısı büyük ama esas farkı yaratan Veli Kavlak. Onun kattığı dinamizm Beşiktaş için çok değerli. Bu gerekçeleri alt alta uzatabiliriz. Ama esas değişimin yaşandığı yerin kafaların içi olduğu belli. Üzerindeki formanın "dar" geldiğini düşünmeyen, o formayı doldurabilmek için çırpınan bir takım görünce sahada, skor ufak bir detay oluyor. Kiev maçındaki o karambol gol olsaydı da olsun "Beşiktaş bu" derdik. Beşiktaş gibi oynayıp, Beşiktaş gibi puan bırakmış olurduk ve bu Kayseri maçındaki görüntü kadar üzmezdi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder