21 Kasım 2011 Pazartesi

Beşiktaş-Galatasaray maçı üzerine

Bütün bir yazı boyunca anlatmaya çalışacağım şeyi başta söyleyeyim. Irkçılığa hatta kavramı daha da genişletirsek ayrımcılığa herhangi bir siyasi görüşe baktığım şekilde bakamam. Etnik köken, dini inanış ya da cinsel yönelim olması herhangi bir şey değiştirmez bir insanı tanımadan sadece bunlarla değerlendirmek bence hastalıktır. Vicdani ve ahlaki olarak tanımlanamaz düzeyde eksikliktir.
Dün gece oynanan maçtan bu yana tartışılan ırkçılık mevzusu ise bambaşka. Maçın sonlarında yapılan "Fuck you Eboue" tezahüratını "maymun Eboue" olarak anlamaya kararlı bir grup var. Anlayan değil de anlamaya kararlı diyorum zira açıklamayla tatmin olmuyorlar. Bir yılını tribünde geçiren adam bilir ki bazı tepkiler refleks olarak verilir. "Fuck you..." bu tribünün herhangi bir yabancı takıma ya da yabancı futbolcuya kızdığında verdiği tepkidir. Kulağım ve yanılma ihtimaline karşı maçta olan arkadaşlarım da bunu doğruluyor zaten.
Ha acı bir gerçek daha var ki "Fuck you"yu sadece siyahi birine söylendiği için kesin "maymun" dediler diye düşünen ya da beyaz birine edilen küfür karşısında susup siyah birine edilen küfür karşısında ırkçılık yapılıyor diyen de en hafif tabiriyle olaylara ırk eksenli bakan birisidir.
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki dün gece İnönü'de ırkçılık yapılmamıştır. Tribünü tahrik eden bir futbolcuya tasvip etmediğim şekilde yabancı madde atarak ve küfür ederek tepki verilmiştir. Tepki siyah bir futbolcuya değil tribünü tahrik eden bir futbolcuya verilmiştir gerisi de önemli değildir.
Yaklaşık bir saat önce BJK TV'de yapılanın ise açıklaması yok. Adamın biri çıkıp kulübün televizyonunda, o armanın altında açıkça ırkçılık yapıyor. O laf bizim kanalımızda edildiyse bizi bağlar. Gereğini yapıp cezayı kesersin, Eboue'den ve hatta bütün insanlıktan bu suç kulübümüzün armasının altında işlendiği için özür dilersin o ayrı. O zaman biz de çıkıp ırkçı kulüp olmaz ırkçı insan olur deriz ama bugünden sonra o adam BJK TV'ye çıkarsa ya da büyük bir özür gelmezse kulüp ırkçılık karşısında susmuş olur ve bundan büyük ayıp olamaz.
Dün geceden gelen ikinci tartışma konusu ise Engin Baytar ve Melo'nun tribüne yaptığı hareketler... Yaptıklarının Pascal'ın malum tombalasından ne farkı olduğunu anlatacak birini hala arıyorum. Bekleyip göreceğiz ama hiçbirimiz 7 aylık bir ceza beklemiyoruz sanırım... Ama cezayı TFF vermese bile Galatasaray'ın o günkü Beşiktaş gibi davranıp davranamayacağı çok önemli.

5 Kasım 2011 Cumartesi

Esas Değişim Kafada

20 Ekim günü Kiev deplasmanından önce yazdığım son post hala burada duruyor. Takım hiç umut vermiyordu o gün. 5 yiyebileceğimiz bir maçı tipik bir Beşiktaş golüyle kaybetmiştik. İşin komik tarafı o gün sahadaki takım bir Beşiktaş takımı olmanın çok uzağındaydı. Mücadele gücü düşük, kırılgan bir oyuncu topluluğu. Birlikte oynayamıyorduk, camianın içine saplandığı yıldız fetişinin etkileri sahadaki oyuncularda bile gözüküyordu. Onları Beşiktaş'a getiren yeteneklerini unutmuş, topu Quaresma ya da Simao'nun ayağına teslim edip şapkadan çıkacak tavşanı bekleyen 9 kişi, geçen senenin çok uzağındaki Simao ve bildiğimiz Quaresma.
O takım Kiev deplasmanında ironik bir şekilde tipik "Beşiktaş golüyle" kaybetti ve o günden sonra oynadığı her maçı gerçekten Beşiktaş gibi oynadı. Evet çok iyi oynamadı ama o günden sonra oynanan 4 maçta alınan 3 galibiyet ve 88. dakikada yenilen golle berabere biten bir derbi var elimizde. Değişenin ise sonuçlar olmadığı açık. Kayseri maçını kayberken oyun anlamında belki de son 4-5 yılın en kötü oyununu oynamıştı Beşiktaş. O gün 10 puan verseler önemli değildi bugünse Fenerbahçe'nin yenilmesiyle puan durumuna bakıyorum, Galatasaray kaybetsin diye televizyonun başına geçiyorum.
Değişimin nedeniyle ilgili tespit gerektiren bir durum yok zira her şey gün gibi meydanda. Hilbert ve Fabian'ın mücadelesinin, emeğinin takıma katkısı büyük ama esas farkı yaratan Veli Kavlak. Onun kattığı dinamizm Beşiktaş için çok değerli. Bu gerekçeleri alt alta uzatabiliriz. Ama esas değişimin yaşandığı yerin kafaların içi olduğu belli. Üzerindeki formanın "dar" geldiğini düşünmeyen, o formayı doldurabilmek için çırpınan bir takım görünce sahada, skor ufak bir detay oluyor. Kiev maçındaki o karambol gol olsaydı da olsun "Beşiktaş bu" derdik. Beşiktaş gibi oynayıp, Beşiktaş gibi puan bırakmış olurduk ve bu Kayseri maçındaki görüntü kadar üzmezdi.